Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından 3 Kasım 2026 tarihinde açıklanan Ekim ayı enflasyonu aylık %2,58, yıllık %29,77 olarak gerçekleşmiştir. Aynı döneme ilişkin enflasyon oranı İstanbul Ticaret Odası (İTO) tarafından %2,47, Enflasyon Araştırma Grubu (ENAG) tarafından ise %2,68 olarak açıklanmıştır.
Enflasyon hesaplamalarında farklı sonuçlar ortaya çıksa da kamu çalışanlarının karşı karşıya kaldığı ekonomik gerçek değişmemektedir. Gıda, kira, enerji, ulaşım, eğitim ve sağlık harcamalarındaki artışlar, memur maaşlarının satın alma gücünü zayıflatmaya devam etmektedir.
Kamu çalışanları, her geçen ay artan yaşam maliyetleri karşısında gelirlerini korumakta zorlanırken mevcut toplu sözleşme sistemi ekonomik kayıpları gidermekte yetersiz kalmaktadır.
ENFLASYON FARKI GERÇEK BİR MAAŞ ARTIŞI DEĞİLDİR
Ekim ayı enflasyonunun açıklanmasıyla birlikte memur ve memur emeklilerinin Temmuz–Aralık 2026 dönemine ilişkin altı aylık enflasyon hesabının dördüncü aylık verisi de belli olacaktır.
Ancak burada kamuoyunun dikkatine sunulması gereken önemli bir gerçek bulunmaktadır:
Enflasyon farkı, kamu çalışanlarına sağlanan yeni bir hak veya refah artışı değildir.
Enflasyon farkı, geçmiş aylarda yaşanan satın alma gücü kaybının toplu sözleşme hükümleri çerçevesinde sonradan telafi edilmesidir.
Kamu çalışanlarının maaşları önce fiyat artışları karşısında değer kaybetmekte, ardından oluşan kayıpların bir bölümü aylar sonra enflasyon farkı adı altında karşılanmaktadır.
Bu sistem kamu çalışanlarının refah seviyesini yükseltmek yerine gelir kayıplarını sürekli hâle getirmektedir.
Memurun maaşı önce eriyip sonra telafi edilmemeli; ekonomik büyümeden pay alacak şekilde artırılmalıdır.
YOKSULLUK SINIRI 123.856 TL’YE, AÇLIK SINIRI 38.024 TL’YE YÜKSELDİ
TÜRK-İŞ tarafından açıklanan Ekim 2026 araştırmasına göre dört kişilik bir ailenin;
- Açlık sınırı 38.024 TL,
- Yoksulluk sınırı 123.856 TL,
- Bekâr bir çalışanın aylık yaşama maliyeti ise 49.124 TL olmuştur.
Bu veriler, Türkiye’de çalışanların karşı karşıya kaldığı geçim koşullarını açıkça ortaya koymaktadır.
Kamu çalışanlarının önemli bir bölümünün gelirleri, dört kişilik bir ailenin temel ihtiyaçlarını karşılamak için gereken tutarın altında kalmaktadır.
Bir memurun maaşı yalnızca barınma ve beslenme giderlerini karşılamaya değil; eğitim, sağlık, ulaşım, sosyal yaşam ve geleceğe yönelik tasarruf yapmaya da yeterli olmalıdır.
Bugün kamu çalışanları, temel ihtiyaçlarını karşılamak için harcamalarını sürekli kısmak zorunda kalmaktadır.
Devletine yıllarca hizmet eden bir memurun ve memur emeklisinin kira, gıda, fatura ve eğitim giderleri arasında tercih yapmak zorunda bırakılması sosyal devlet ilkesiyle bağdaşmamaktadır.
Kamu çalışanlarının insanca yaşayabilecekleri bir ücret düzeyine ulaşması ayrıcalık değil, sosyal devlet anlayışının gereğidir.
2027 YILI İÇİN BELİRLENEN %5 VE %4 ZAM ORANLARI YETERSİZDİR
Toplu sözleşme kapsamında 2027 yılı için;
Ocak ayında %5,
Temmuz ayında %4
maaş artışı belirlenmiştir.
Mevcut enflasyon oranları, hayat pahalılığı ve temel yaşam maliyetleri dikkate alındığında bu artışların kamu çalışanlarının satın alma gücünü koruması mümkün görünmemektedir.
Henüz 2027 yılı başlamadan ekonomik koşulların gerisinde kalan bu oranların yeniden değerlendirilmesi zorunlu hâle gelmiştir.
Yoksulluk sınırının 123 bin TL’yi aştığı bir ekonomik ortamda kamu çalışanlarının gelecek yılki maaş politikasının %5 ve %4’lük toplu sözleşme artışlarına dayandırılması kabul edilemez.
Yıllardır toplu sözleşme masasında yetki sahibi olmasına rağmen kamu çalışanlarının ekonomik taleplerini kalıcı kazanımlara dönüştüremeyen sendikal anlayış, ortaya çıkan bu tablonun sorumluluğundan kaçamaz.
Yetki, yalnızca toplu sözleşme masasında bulunmak değil; kamu çalışanlarının haklarını koruyacak ve alım gücünü artıracak sonuçlar üretmektir.
KAMU ÇALIŞANLARININ GELİR KAYBI ARTIK GÖRMEZDEN GELİNEMEZ
Türkiye’de kamu çalışanlarının karşı karşıya kaldığı temel sorun yalnızca enflasyon oranlarının yüksekliği değildir.
Asıl sorun, ücret artışlarının yaşam maliyetlerini karşılamakta yetersiz kalması ve ekonomik büyümenin çalışanların gelirlerine yeterince yansımamasıdır.
Memur maaşlarının belirlenmesinde yalnızca geçmiş dönem enflasyonunun esas alınması, kamu çalışanlarının yaşam standartlarını yükseltmek için yeterli değildir.
Kamu çalışanlarının gelirleri; ekonomik büyüme, millî gelir artışı, zorunlu yaşam giderleri ve satın alma gücü birlikte değerlendirilerek belirlenmelidir.
Güçlü bir kamu yönetimi, ekonomik açıdan güçlü kamu çalışanlarıyla mümkündür.
Kamu hizmetlerinin niteliğini yükseltmek, çalışanların motivasyonunu korumak ve nitelikli personelin kamu hizmetinde kalmasını sağlamak için ücret politikalarının yeniden ele alınması gerekmektedir.
REFAH PAYI ACİLEN HAYATA GEÇİRİLMELİDİR
Kamu çalışanlarına yalnızca enflasyon farkı verilmesi yeterli değildir.
Enflasyon farkı geçmişte yaşanan satın alma gücü kaybını telafi etmeyi amaçlarken, refah payı kamu çalışanlarının ülkenin ekonomik büyümesinden ve üretilen millî gelirden hak ettiği payı almasını sağlamalıdır.
Kamu çalışanlarının ekonomik koşullarının iyileştirilmesi yalnızca bireysel bir gelir meselesi değildir. Aynı zamanda kamu hizmetlerinin sürdürülebilirliği, çalışan verimliliği ve toplumsal refah açısından da önem taşımaktadır.
Bu nedenle memur ve memur emeklilerine acilen refah payı verilmesi, 2027 yılı için belirlenen toplu sözleşme zam oranlarının yeniden müzakere edilmesi ve kamu ücret politikasının gerçek yaşam maliyetleri temelinde düzenlenmesi gerekmektedir.
KASK’TAN KAMU İŞVERENİNE ACİL DÜZENLEME ÇAĞRISI
KASK – Bağımsız Kamu Sendikaları Konfederasyonu olarak;
- Memur ve memur emeklilerine acilen refah payı verilmesini,
- 2027 yılı için belirlenen %5 ve %4 toplu sözleşme zam oranlarının yeniden müzakere edilmesini,
- Kamu çalışanlarının maaşlarının yoksulluk sınırı ve gerçek yaşam maliyetleri dikkate alınarak düzenlenmesini,
- Gelir vergisi sisteminin kamu çalışanlarının satın alma gücünü koruyacak şekilde yeniden yapılandırılmasını,
- Enflasyon farkının yeni bir zam veya sendikal kazanım olarak sunulmasına son verilmesini,
- Kamu çalışanlarının millî gelirden ve ekonomik büyümeden hak ettiği payı almasını,
- Kamu çalışanlarının ekonomik kayıplarının giderilmesine yönelik somut bir takvim açıklanmasını
talep ediyoruz.
Kamu çalışanlarının sorunlarının yalnızca toplu sözleşme dönemlerinde gündeme getirilmesi yeterli değildir. Ekonomik koşulların sürekli değiştiği bir ortamda ücret politikaları da gerçek ihtiyaçlara göre yeniden değerlendirilmelidir.
Türkiye güçlü bir devlettir. Güçlü devlet, kamu çalışanını ekonomik zorluklarla baş başa bırakarak değil; emeğini koruyarak, refahını yükselterek ve geleceğe güvenle bakmasını sağlayarak büyür.
Bizler bu ülkenin memuruyuz.
Bizler bu devletin yükü değil, gücüyüz.
Devlet, kendi gücünü yoksullaştırarak büyüyemez.
DEVLETİN MEMURU YOKSUL OLAMAZ!
KASK
Bağımsız Kamu Sendikaları Konfederasyonu



